Düş isimli ülkedeki büyük şölene davetliyiz ve Çağlayan, Kelebek tarafından karşılanıyor bu yazıda. Yazıyı Roselyn ile beraber yazdık.Gözcü kulelerinden bir asker dikkatlice ona yaklaşıp seslendiğinde, Kelebek iki gün iki gecedir Kwahu'nun onu bıraktığı yerde, ateş başında oturmuş, gözlerini ateşe dikmiş oturuyordu. Zihninden neler geçiyordu kimsenin bir fikri yoktu, herkes endişeliydi bu durumdan ama kimsenin Kelebek'i rahatsız edecek cesareti yoktu.
Haberci yüksek sesle boğazını temizledi. "Leydi Kelebek?"
İlk başta ses vermedi, sonra yavaşça, kurmalı bir bebek gibi başını çevirdi adama.
"Batı habercileri büyük bir kuşun buraya geldiğini haber verdiler efendim." diye devam etti adam, kadının ona bakmasından cesaret bularak.
"Mutfağa emir verilsin, en olgun yapraklardan çay hazır edilsin. Şölen hazırlıkları da bitmiş olsun, bu gelecek konuğumuzla beraber, bugün büyük açılışı yapacağız." Adamdan yardım alarak ayağa kalktı. Kulesine doğru yürürken emirler vermeye devam edip hazırlıkların tam olduğundan emin oldu. Artık üzerini giyinebilir, o gün gelecek konuğuna yaraşır bir karşılama hazırlayabilirdi.
Devasa martı yere konmadan evvel kanatlarını ardına dek açtı, ak göğsünü rüzgara vererek parmak uçlarına yumuşak bir iniş yaptı. Sırtında bir çardağa benzeyen büyük taht odası taşımaktaydı; içinde de hoş bir yolculuk geçirmiş olan Çağlayan, iki kişisel hizmetkarı ve köşeye çökmüş bir an önce Düş'e varmayı dileyen Pullus oturuyordu. Martı yerlere dek eğilip sırtında taşıdığı efendisinin rahatça yere inmesini sağladı, Çağlayan martının kanadından kayarak yere kondu ve başını kaldırıp şölen yerine baktı.

Avlu kalabalıktı. Bir yanda pek çok görevli hizmetkar ellerinde tepsiler ve eşyalar avludan kalenin içine koşuyor, bir yanda beyaz kürklü giysileri içinde Morrigan ve öğrencileri eğitim yapıyor, öbür tarafta Düş'ün surlarının tamirleri devam ediyordu. Martının yere konması ve Çağlayan'ın etrafa sıcaklık yayan varlığı bir kaç an boyunca hayatı yavaşlattıysa da durduramadı.
"Yetiştik" diye mırıldandı Çağlayan iç çekerek.
Kelebek sevgiyle karşıladı sarışın kadını ve içtenlikle sarıldı.
"Tam zamanında. Bu gece büyük açılış var, kaçırsanız üzülürdüm." duraksadı, siyah saçlı cadının ortalıkta görünmediğini fark etmişti.
"Tılsım?" diye baktı merakla gözlerle kadına.
"Ne yazık ki ülke işlerini kraliçeye yığmamak için şölende bulunamayacağını, bu durumdan büyük üzüntü duyduğunu ve hepimize neşeli bir kutlama dilediğini iletmemi istedi benden. Onun mazeretini hoşgöreceğini umuyor, bunu telafi edeceğini söyledi." dedi Çağlayan ezberlemiş gibi bir seferde. Ardından omuz silkti ve
"Tılsım'ın huyunu bilirsin işte. Yine de ben buradayım ve sunulacak ziyafetin ayrıntılarını ona aktarırken onu kıskançlıktan çatlatacağım, merak etme sevgili Kelebek." diye ekledi neşeli bir sesle. Bu arada hizmetkarlara da martının sırtına sağlam bir şekilde bağlanmış hediyeleri içeri götürmelerini işaret etti hemen o arada.
Pullus uçmaktan nefret etmişti ve yere kondukları an kuşun üzerinden atlayıp Kelebek'in yanına gitti dörtnala. Özlemle sıcak ve uzun burnunu kadının yanağına yasladı. Kelebek ellerini kaldırıp atın burnunu ve yanaklarını okşarken,
"Hmh, ne yapalım, cadının kendi kaybı." dedi dudak bükerek.
"Ayrıca Pullus'un yavruları için teşekkür ettiğimizi de unutmadan söyleyeyim, 7 küçük yavrumuz var artık ve hepsi de kuzgun kanadı kadar siyah." dedi Çağlayan, burnunu okşatan Pullus'a sevgiyle bakarken.
"Pullus'un yavruları umarım Pullus kadar güçlü olur." dedi Kelebek kıkırdayarak. At ona gücenmiş gibi bakarken, Pullus'u seyislere emanet etti, sonra Çağlayan'ı ve onu takip eden elleri dolu hizmetkarlarını kaleden içeri soktu, yüksek tavanları koridorları geçirdi ve kabul salonuna getirdi.
Boydan boya halılarla kaplı bu genişçe odada çok güzel ahşap bir masa ve masanın üzerinde poselen bir çay takımı duruyordu. Şöminenin yakınındaydı masa, içerisi ise sıcacıktı. Duvarlara çeşitli yağlı boya tablolar asılmış, bir kaç ahşap kütüphanede ise sıra sıra kitaplar dizilmişti.
"Yeni düzenleyebildiğim odalardan biri." dedi Kelebek, sandalyeyi işaret etti Çağlayan'ın oturması için. Çağlayan yerine yerleşince çay servisi yapmaya başladı.
"İçeride kullanılmayan odaların hepsi restore ediliyor en baştan. Kış bitmeden biter umarım tamirat." Kelebek koltuğuna yerleşti, dumanı tüten çay fincanını avuçları arasına alıp dalgınca yüzeyde yüzen bir kaç çay yaprağına bakakaldı.
"Hımm, kokusu çok tanıdık geliyor," diye mırıldandı Çağlayan fincandan yükselen kokuyu içine çekerek.
"Bu deniz kenarında yetişen Gülbül otu değil mi? Ah, tabi ki o, yemeklere kurutulmuşunu baharat olarak katarız ama kendiliğinden tatlı bu otu kaynatıp çay olarak içmeyi daha evvel hiç düşünmemiştim. İyi fikir." dedi sonra ve büyük bir yudum aldı fincandan. Tahmin ettiği gibi çay gerçekten güzeldi, huzur vericiydi. Sonra etrafına baktı ve
"Dekorasyon, demek yenileniyorsun baştan başa?" dedi anlamlı bir tebessümle.
"Geçen zaman Düş'den çok şey alıp götürmüş. Çok şey de katmış ama eksikleri tamamlamamış hiçbir zaman. Temel çürük olursa bina sağlam durmaz, bilirsin." Kelebek derin bir nefes aldı.
"Ben de tepeden tırnağa, gözden kaçmış yerleri toparlıyorum. Üstadım derdi ki. . ." duraksadı, çayından bir yudum aldı.
"Dağınık bir ortam dağınık bir zihne işarettir. Ben de ortalığı topluyorum."Soru işaretli bir an kadının kafasına doluştuysa da, çabucak defetti hepsini. Ne olacaktıysa olacaktı, siyahsa siyahtı. Şu an önünde tatlı konuğu vardı ve ilgisini başka yöne vermek istemiyordu.
"Yeni keşiflerden birisi bu çay. Liderlerden birinin fikriydi, Kwahu. İhtiyacım olabileceğini söyledi.""Liderlerle tanışmak için sabırsızlanıyorum," dedi Çağlayan heyecanlı bir sesle.
"Bir ülkeyi yönetenlere bak, ülkenin karakterini okursun. Tılsım ile farklı olmamıza rağmen aslında aynı ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak, çoğu zaman benzer kararlar almamıza sebep olabiliyor. Ülkenin kişiliğini liderleri oluşturur."Çayından keyifli bir yudum daha aldı, ardından devam etti.
"Bence 6 lider ve 1 kraliçe, Düş'ün komşu ülkelerde oluşturduğu izlenime oldukça uyuyor. Farklı seslerin oluşturduğu uyumlu bir koro gibi ancak bazen kafa karışıklığına ve karmaşaya düşmene sebep olan da bu binbir farklı düşüncenin aynı anda yükselmesi. Bazı seslerin baskın olması gerekiyor ve Leviathan adına konuşuyorum, baskın sesin Kelebek olmasından gayet hoşnutuz."Çağlayan bir anda uyanır gibi fazla politik ve resmi konuştuğunu fark etti.
"Prosedürleri bir kenara koyup sadede gelirsem, bu dağınıklıkla baş edebilecek biri varsa o da sendin başından beri. Bu arada, bu değişim devam ededursun, sen nasılsın? Değişim ülkeye çok şey katmış ve çok şeyi alıp götürmüş olabilir, ancak sen nasıl hissediyorsun esas önemli olan o. Mutlu musun?""Çoğunlukla, evet. Bazı. . . *alışkanlıklarımı* bırakmak bende bayağı olumlu gelişmeler olmasına sebep oldu. Baltamı bir kenara bırakıp dinlemeyi, duyabilmek için susmayı öğrendim. Düzenin ve sessizliğin yanında, kaos ve gürültünün de ne kadar yararlı olabileceğini gördüm. Ama sanırım en olumlu şeylerden birisi, sabretmeyi öğrenmek oldu." durdu, suratında hafif acı bir gülümseme vardı.
"S'arrus'u aramak için gelen kadınla aynı kişi değilim şu an sanırım. Pek çok şey öğrendim, çoğunu, zor yoldan."
Arkasına yaslanıp koltuğa gömüldü iyice.
"Ama mutluyum, sanırım. Daha güçlüyüm, gözlerim görüyor, kulaklarım duyuyor. Eskisi gibi kör ve sağır değilim olaylara karşı. Eskiden ölüm ve acı yaşamak için tek sebebimdi. Şimdi o kadar uzak geliyor ki bana. . . Kendime şaşıyorum.""Bu iyi haber!" diye yanıtladı Çağlayan fincanını kadeh kaldırıyor gibi Kelebek'e doğru uzatarak.
"Öğrenmek büyütür kişiyi, büyümek de zordur zaten. Neden yaşlıların soluğu kesilir, vücudundaki ağrılar artar, yaşlandıkları için mi? Hayır, yaşadığımız her şey bedenimizde bir iz bırakır. Ne kadar çok öğrenirsen, ne kadar olgunlaşırsan; o kadar erken yaşlanırsın ve bedenin ağrılarla dolar. Kraliçenin saçında beyazlar gördüğümü söylemiş miydim sana? Geçen gün aynada kırışıklarına bakıyordu. Bunu anlattığımı bilmesin sakın."Çağlayan bir kahkaha attı, ardından boş fincanı masaya koyarak devam etti.
"Yine de gören gözler ve duyan kulaklar için ödediğin bedel çok büyük sayılmaz. Kimileri ömrünü işiterek ama dinlemeyerek, bakarak ama görmeyerek harcamakta ve kör sağır olduklarından bihaberler. Senin uyanmış olman ve kendi gücünün farkına varman, Düş'ün başına gelebilecek en güzel şey. Kendine şaşırma. Daha gerçek potansiyeline tanık olmadın bile."Kelebek'in eli porselen çaydanlığa gitti farkında olmadan ve otomatik bir hareketle çayları tazeledi. Sonra tabaktaki kurabiyelerden birini kemirmeye başladı.
"Bazen Düş'e ilk geldiğim zamanki çocuk olabilmek istiyorum. Her şeyden bi haber, mutlu huzurlu, sadece o yemyeşil gül bahçesinde koşmak istiyorum. Önce uzaklardaki bahçem soldu, şimdi buradaki çiçeklerim öldü birer birer." Eli iç çebindeki ipek medile sarılı kuru gül dalına gitti bir an, sonra yine kafasını iki yana sallayıp düşünceleri dağıttı.
"Ağaç'ın hep beni Düş'e dengeleri bozmam için yolladığını düşünmüştüm. Asıl dengeyi kuracak kişi olduğumu öğrenmem yüzyıllar aldı." kıkırdadı.
Çağlayan tazelenmiş çayından bir yudum aldı.
"Yıkım bir ülkeye ancak yapım gerektiğinde uğrar. Solan bahçelerin yerinde yenileri yeşerecek, kuruyan çiçeklerin yerine yenileri açacaktır. Bu konuda hediyelerimden biri sana fazlasıyla yardım edecek," dedi ve hizmetkarlarının masaya bıraktığı iki paketten küçük olanı göstererek
"Açsana hadi?" diye göz kırptı Kelebek'e.
Kelebek gözlerini kırpıştırdı ve merakla paketlere baktı. Dikkatlice paketi eline aldı, evirip çevirdikten sonra yavaşça açtı. Gözyaşı şeklinde küçük bir iksir şişesi parladı elinde.
"Su ejderinin Düş'te savaş olduğunda döktüğü gözyaşları bunlar. Tılsım savaş esnasında biriktirmiş." dedi Çağlayan, gözlerini şişeden ayırmadan.
"Bu mucizevi bir sıvıdır, döküldüğü yerden hayat fışkırır. Zira sevilenler için duyulan endişeyi taşır, merhameti, sevgiyi, onları koruma arzusunu, iyi dilek ve niyetleri, duaları... Eğer bu sıvıyı Ağaç'ın köklerine dökersen tazelendiğini göreceksin. Bulutları çekecek ve arada ülkeni ferah yağmurlarla yıkayacak. Seni sevenlerin daima bir yerlerde seni izlediğini ve seni kolladığını bileceksin böylece, arınacak ülken her yağmurda." Kelebek'e baktı, hediyesine vereceği tepkiyi görmek için mimiklerini okumaya çalıştı.
"Ülkene biri karları hediye etmişse, ben de yağmuru hediye etmeyi düşündüm."Kadın bir an duraksadı, dalgın gözlerle süzdü şişeyi.
"Biri karları verdiyse ben de yağmurları. . . " diye tekrarladı bir mırıltıyla. Sonra gözlerini kapattı sakince ve tekrar açıldıklarında mutluluk doluydular.
"Bu gerçekten muhteşem!" dedi bir kahkahayla.
"En çok ihtiyacım, ihtiyacımız olan şey!" Şişeyi avucunda sıktı hafifçe, büyük bir sevgiyle.
"Teşekkür ederim."Sonra onu masaya bıraktı, eli diğer hediyeye gitti merakla. Paket daha iriydi diğerinden. Açıldığında yüzeyindeki su ile her şeyi ayna gibi yansıtan bir süs havuzu çıktı ortaya. Kelebek suya baktı, yansımasını kuru bir gülü sımsıkı tutarken gördü.
"Su Aynası," diye belirtti Çağlayan diğer hediyenin adını.
"Tılsım'ın hediyesi. Su Aynası, sorduğun her şeye dürüstlükle yanıt veren bir yansımadır. Sana anlatmak istediklerini bazen acımasız bir patavatsızlıkla söyleyebilir. Ancak verdiği yanıtlar üzücü olsa da, olaylara taraflı baktığın anlarda sana yardım etmek, görmediğin noktaları sana gösterebilmek ve seni her duruma hazır etmek içindir bu. Olanı olduğu gibi gösterir, yalan söylemez, umut vermez."Kelebek yansımaya bakıp masada oturan Çağlayan'ın ters duran yansımasına baktı. Çağlayan'ın hemen yanında siyah kıyafetli bir kadın görür gibi oldu ama su hemen bulandı, bir daha baktığında yoktu. Ayna öyle dürüsttü ki, yapılan büyüye rağmen gerçeği göstermek için sabırsızlanıyordu; bu gerçek ile kendi efendilerini ele verecek olsa dahi.
"Hmmm." gözlerini kırpıştırdı tekrar tekrar aynaya bakarken.
"Çok güzel." diye tekrarladı.
"Sanırım, özellikle çok alıştığım bu kendime yalan söyleme alışkanlığını kırmak için bunu kullanabilirim." Başını salladı hafifçe, sonra ona üzgün gözlerle bakan yansımasından kaçırdı gözlerini.
"Hediyeler için teşekkür ederim." diye ekledi sonra.
"Gerçekten anlamı büyük bunların. Sadece gelmeniz bile yeterli olurdu, gerçekten, teşekkür ederim.""Ne demek, bu şöleni iple çekiyorduk ne zamandır. Umarım iki hediye de sana güzel anılar getirir ve kederini götürür," diye diledi Çağlayan.
"Burada bulunmaktan çok mutluyuz, yani mutluyum, ben ve hizmetkarlarım falan." Kırdığı potu toparladı Çağlayan aceleyle ve bitirdiği fincanı masaya koyarak
"Enfes çay ve bu tatlı muhabbet için ben teşekkür ederim esas, sanırım şölen bu akşam başlayacak ve senin ev sahibi olarak koşturman gerekiyordur. Daha fazla vaktini almayayım." dedi gülümseyerek.
"Ülke şu an soğuk olabilir, ama akşam şölenin yapılacağı alan ılıktır, ona göre giyinmeni tavsiye ederim." diye ekledi en son Kelebek.
"Ben de bunları kaldırıp hazırlıkları kontrol edeyim." dedi ardından Kelebek, Çağlayan kendisi için hazırlanan odaya çekilirken. Ancak Kelebek'in yansımasına bakışları o kadar derindi ki, bir süre boyunca yerinden kalkmayacağı belliydi.